Atopik Dermatit Patogenez

Atopik Dermatit Patogenez

AD patogenezinde genetik faktörler ile çevresel etkenlerin etkileşimi immünolojik değişimlere ve deride yapısal bozukluklara yol açmakta, çeşitli immün cevaplar gelişmektedir. Derinin bariyer fonksiyonunun bozulmasıyla enfeksiyonlara yatkınlık ve immün sistem hücrelerinde hiperreaktivite meydana gelmekte; IgE ile oluşan tip I reaksiyonları ve T hücreleriyle oluşan tip IV reaksiyonları ortaya çıkmaktadır. AD’de hem doğal hem edinsel bağışıklık sisteminde değişimler izlenmekte ve enflamasyon gelişmektedir. Bağışık, muaf anlamına gelen Latince immunis terimi Đngilizce immunity kelimesine kaynak oluşturmakta ve immünite (bağışıklık) hastalığa, özellikle enfeksiyon hastalıklarına karşı direnç olarak tanımlanmaktadır. Patolojik mikroorganizmalara karşı organizmayı koruyan bir sistem olan immün sistemin fizyolojik işlevi enfeksiyonları engellemek ve yerleşmiş enfeksiyonları ortadan kaldırmaktır. Bağışıklık sistemi içinde hem kemik iliği, timus, lenf düğümleri, dalak gibi bağımsız yapılar; hem de immün reaksiyonlara katılan kan, lenf ve bağ dokularında bulunan mononükleer fagosit sistem hücreleri, granülositler ve mast hücreleri ile lenfositler gibi hücreler yer almaktadır. Organizmanın enfeksiyonlara karşı ilk savunma mekanizması doğal bağışıklıktır. Edinsel bağışıklık ise T ve B hücre cevaplarını içermekte, hümöral ve hücresel olmak üzere iki başlık altında değerlendirilmektedir. AD’de gözlenen çok çeşitli immünolojik anomaliler arasında doğal bağışıklıkta zayıflama, sistemik Th2 cevabı, derideki Th1 ve Th2 hücre dengesinde değişme, serum IgE düzeyinde yükselme, eozinofili, perifer monositlerin prostoglandin E2 (PGE2) üretiminde artış, Langerhans ve epidermal dendritik hücre aktivasyonlarında artış, çeşitli sitokin ve kemokinlerin sentezinde meydana gelen değişikler sayılmaktadır (Geçmiş olsun dileklerimizle
http://zehirlenme.blogspot.com )

Hücresel bağışıklığın anahtar elemanı olan T hücreleri CD4 yüzey molekülü taşıyıp sınıf II MHC molekülleriyle birlikte antijen tanıyan Th (helper, yardımcı) ve CD8 yüzey molekülü taşıyıp sınıf I MHC molekülleriyle birlikte antijen tanıyan Tc (cytotoxic, sitotoksik) olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Normalde Th/Tc oranı yaklaşık 2 iken AD’li hastalarda bu oranın arttığı ve belirgin bir Th baskınlığı olduğu gözlenmektedir. Th hücrelerinin Th1 ve Th2 olmak üzere başlıca iki fonksiyon grubu tanımlanmaktadır ve bu hücre grupları öncü T hücrelerinden (Th0) farklılaşmaktadırlar. Th0 hücrelerinin Th1 veya Th2 yönünde farklılaşması ortamda mevcut olan sitokinlere bağlıdır.

Sitokinler immün ve inflamatuvar reaksiyonlarda kimyasal ileti işlevi gören, peptid veya glikoprotein yapıdaki salgısal moleküllerdir. Makrofaj, lenfosit, endotel, keratinosit, fibroblast, trombosit, nöron gibi farklı hücre tiplerinden salgılanan çok sayıda sitokin tipi mevcuttur. Çok geniş spektrumlu etkilerinin bulunduğu bilinen sitokinlerin belli bir tipi birçok hücre tarafından üretilebilmektedir. Doğal bağışıklık yanıtlarında sitokinler başlıca makrofaj ve NK (natural killer, doğal öldürücü) hücreleri tarafından salınırken; edinsel bağışıklık yanıtlarında genellikle T lenfositleri tarafından salgılanmaktadırlar. Th1 sitokinleri olarak değerlendirilen IL-2, (interlökin 2), IL-12, IFN- y (interferon gama) ve TNF-a (tümör nekroz faktörü alfa) hücresel bağışıklığı, Th2 sitokinleri olarak tanımlanan IL-4, IL-5, IL-6, IL-10 ve IL-13 hümöral bağışıklığı aktive etmektedir. Th hücrelerinin farklılaşmasında ise IL-4, IL-13 ve IL-5 Th2 yönünde gelişmeyi sağlayan başlıca sitokinler iken, IL-12 ve IFN-y Th1 yönünde gelişmede etkili olan sitokinlerdir. AD lezyonlarının aktivasyon ve akut evrelerinde Th2 hücre cevabının, kronik lezyonlarda ise Th1 sitokin cevabının baskın olduğu bilinmektedir ve bu durum AD’nin bifazik özelliği olarak değerlendirilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.