Onkofetal Antijen Alfa Fteo Protein

Onkofetal Antijenler

Onkofetal antijenler fetal yaşam sırasında üretilen proteinlerdir. Bu proteinler fetus serumunda yüksek miktarlarda bulunurlar. Doğumdan sonra düşük seviyelere iner ve kaybolurlar. Kanser hastalarında bu proteinler tekrar ortaya çıkar ve bazı kanserlerin tanısında tümör belirleyici olarak kullanılırlar

ALFA FETO PROTEİN (AFP)

AFP klinik kulanıma erken girmiş olan ve bugünde sıklıkla kullanılan bir tümör belirleyicidir. Fetal yolk-sac, karaciğer ve bağırsakta sentezlenen, gebeliğin 12-15. haftaları arasında en yüksek seviyesine ulaşan, 16. haftadan sonra seviyesi giderek düşen, sağlıklı kişilerde hayatın 1. yılından sonra serumda belirlenemeyen, 70 kilodalton (kd) ağırlığında bir glukoproteindir. Yan ömrü 4,5 gündür. Yolk-sac kökenli AFP, konkavalin-A’ya bağlanırken, karaciğer kökenli olan bağlanmaz

AFP’nin yapımı, gebeliğin 12-15. haftaları arasında başlar; doğumdan 6-12 ay sonra erişkinlerde normalde bulunan 20 ng/ml düzeyine düşer (26). Hepatosellüler karsinom (HCC), testis ve överin embriyonel hücreli tümörleri ve teratokarsinom-larında, extragonadal germ hücreli tümörlerde %75 vakada yüksektir (43). AFP’nin klinik kullanımını kısıtlayan bir faktör değişik durumlarda yüksek bulunabilmesidir. Gebelik dışında çeşitli karaciğer hastalıklarında, ataksi telenjektazi ve herediter tirozinemide de serum AFP düzeyleri yüksek bulunur. Bu nedenle hastaların izlenmesi ve değerlendirilmesinde AFP düzeyleri tüm klinik ve laboratuvar sonuçları ile paralel olarak yorumlanır

AFP, bazı karsinomaların klinik takibinde tümör belirleyici olarak kullanılan onkofetal bir antijendir. Eksperimental ve klinik çalışmalarda hepatosellüler karsinomalı hastaların serumunda yüksek bulunmuş, daha sonraki araştırmacılar serum AFP düzeylerinin ovarian, testiküler ve presakral teratokarsinomalı hastalarda da artmış olduğunu göstermişlerdir.

Cerrahi işlem sonrası AFP tayinleri özellikle çok büyük bir değere sahiptir. Cerahi operasyon sonrası konsantrasyonunun normal düzeye düşmemesi durumunda bir tümör kalıntısının varlığından şüphe edilir. Ancak düzeydeki değişikliklerin doğru şekilde yorumlanması ve değerlendirilmesi önemlidir. Kematorapi esnasında AFP düzeyi azalır. Tümör kitlesi belirgin durumdayken kemoterapi nedeniyle AFP’nin normal düzeye indiği gözönünde bulundurulmalıdır. Bu durumlarda planlanan tedavinin tamamlanması tavsiye edilir

CEA’NIN ÖZELLİKLERİ

CEA, molekülün protein kısımlarındaki yaygın antijenik determinantlarla hücre yüzey glikoproteinlerinin büyük bir ailesini kapsar. Protein kısmı 30 amino asitten ibaret tek bir polipeptit zincirinden meydana gelmiştir. Molekülün % 45 – % 57’si karbonhidratlardan oluşmuştur. CEA ailesi içinde 35 farklı glikoprotein (hatta daha fazlası) belirlenmiştir. CEA’daki proteinin karbonhidrata oranı farklı tümörler arasında 5 katı kadar fazla olabilir. CEA 160-300 kd arasında bir moleküler kitleye sahiptir
CEA hem endodermal dokularda (barsak mukozası, akciğer, pankreas) hem de endodermal olmayan dokularda mevcuttur. 12 haftalık gebelikten sonra fetusun sindirim sisteminde bulunmuştur ve embriyonik karaciğer ve pankreasta mevcuttur

Müsin ve diğer polisakkaritlerin bir komponenti olan CEA normal mukozal hücre zarında ve kolonik karsinoma hücrelerinin stoplazmasında bulunmaktadır. Dolaşımdaki CEA’nın konsantrasyonu, CEA üreten hücrelerin sayısına, sentez oranına ve karaciğerin hepatik dışarı atılımına bağlıdır. CEA, bunu üreten bir tümörün alınmasından 3 hafta sonra kaybolur. Normalde mide ve bağırsak epitelinin mikrovillar membranlan içerisinde sentezlenmektedir. CEA ve ilişkili antijenler, normal kolon mukozasında 50-70 mg/gün kadar üretilir. CEA’nın serum yanlanma ömrü, hastanın karaciğer fonksiyonları ile ilgili olarak 1-7 gün kadardır

CEA’nın normal serum değerleri, piyasada bulunan değişik kitlere göre farklı olmakla birlikte genellikle 2,5 ng/ml “nin altı normal, 5 ng/ml’nin üstü yüksek kabul edilir

CEA’NIN KLİNİK KULLANIMI

CEA düzeylerinin kolorektal, pankreas ve karaciğer kanserinin tanısında kullanımı sınırlıdır. Örneğin, kolorektal kanserli hastaların yaklaşık %35’inde CEA düzeyleri yükselmemiştir. Bundan başka anormal olarak artmış CEA değerleri akciğer amfizemi, akut ülseratif kolitler, alkolik karaciğer sirozları, hepatitler, safra kesesi iltihabı, bazı benign göğüs tümörleri, rektal polipli hastalarda gözlemlenmiştir
CEA düzeyleri ve onun yükselme derecesinin kanser lezyonunun patolojik safhası ile yakın ilişkili olduğu gösterilmiştir. Örneğin, Wonebo ve arkadaşları, Dukes stage A kolon kanserli hastalann yalnızca % 27,5’inde CEA düzeylerinin yükseldiğini, stage D grubu hastalann ise % 83,8’inde bir yükselme olduğunu belirlemişlerdir (54). CEA yüksek olan kolorektal kanserli hastalann tümörleri çıkarıldıktan sonra CEA düzeylerinin genellikle normale döndüğü seri ölçümlerle belirlenmiş, ancak çok az sayıda hastada (% 6) CEA’da artış olmaksızın hastalığın yeniden meydana geldiği tesbit edilmiştir (55). Vakalarm % 75inde ise diğer klinik belirtilerden önce CEA yükselmesi görülmüştür

Ulusal Kanser Enstitüsü Paneli CEA’nın tek başına kanser teşhisi için yeterli olmadığını, ancak seri CEA ölçümlerinin kolorektal kanser için cerrahi müdahaleye maruz kalan hastalann ameliyat sonrası izlenmesinde en iyi araç olduğunu ileri sürmektedir. Kolon kanserine ilaveten, CEA’nın göğüs kanseri, bronş karsinoması, pankreatik karsinoma, gastrik karsinoma, mesane kanseri, prostat kanseri, yumurtalık kanseri, nöroblastom ve tiroid karsinomu için de yararlı bir tümör markın olduğu bildirilmiştir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.